Baha Kimdir?

2000 doğumlu bir Güngörenli olan Baha, çocukluk hayali olan tasarımcılığı Sakarya Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde okumaya başlamasıyla birlikte reklam sektöründe profesyonel olarak icra etmeye başladı.

Reklam kariyeri boyunca görsel zevkini eğitmeyi, problemlere yaratıcı çözümler üretmeyi ve markaların ihtiyaçlarını doğru okumayı öğrendi. Ancak hiçbir zaman yalnızca brief’lerin kendisinden beklediği işleri üretmekle yetinmedi. İş hayatından bağımsız, kendisine ait ve özgün çıktılar yaratmanın peşinden gitmeye devam etti. Yıllar boyunca biriktirdiği bütün bu deneyimlerin ve kişisel üretimlerin toplamı, bugün benimsediği “mahallenin sanatçısı” kimliğini ortaya çıkardı.

Baha, kendisine yalnızca sanatçı diyebilmek için fazla tasarımcı olduğunu düşünüyor. Ancak elindeki bütün eksileri ve artıları, güçlü ve iyi görünen işlere dönüştürme konusunda ne kadar iyi olduğunu da biliyor. Eserleri kusursuz değil. Çizgi dili zaman zaman kararsız, karakterleri bozuk, yüzeyleri kirli ve anlatımı kontrollü bir düzensizlik taşıyor. Onun asıl meselesi ise tam olarak bu bozukluğu, kusursuz grafik kompozisyonların içerisinde sunabilmek.

Üretimlerinde büyüdüğü semtin, İstanbul’un ve içinde yetiştiği kültürün izlerini taşımaktan keyif alıyor. Gündelik hayatı, sokak dilini, yerel mizahı, memleketin görsel hafızasını ve mahalle kültürünü kendi grafik dünyasının içerisinden yeniden yorumluyor. Hayatının her alanında utanmadan taşıdığı mahalle çocuğu kimliğini sanat dünyasında da en sert şekilde masaya vuruyor. Çünkü Baha’nın doğru yaptığı şey, geldiği yeri gizlemek değil; onu işlerinin merkezine yerleştirmek.

Bu yaklaşım, zamanla markaların da radarına girmesini sağladı. Ford, Tuborg, ROKO ve Walkers Coffee gibi markalarla gerçekleştirdiği iş birliklerinde, kendi kimliğini markaların dünyasına göre dönüştürmek yerine, o kimliği onların dünyasının içinde var etmeyi öncelik edindi. Her projeyi markaya ait bir görsel dil üretmekten çok, iki ayrı dünyanın birbirine temas ettiği özgün bir alan olarak ele aldı.

Baha, sanatın bugüne kadar kendisine biçilen konumdan da rahatsız. Sanatı galerilerin, kapalı çevrelerin ve üst zümrenin elinden kaçırarak daha önce uğramadığı kitlelerde nasıl bir karşılık bulacağını araştırıyor. Sanatını erişilebilir kılmayı, estetik bir tercihten çok kültürel bir tavır olarak görüyor.

Bu yaklaşım sayesinde bugüne kadar eserleriyle 4.000’den fazla evde ve iş yerinde var oldu. Yüzlerce insanı hayatındaki ilk imzalı eserin sahibi yaptı. Daha da önemlisi, bildiğimiz semt çocuklarının “Baha abisi” olarak onlara çoğu zaman kimsenin sunmadığı bir ihtimali gösterdi: Sanatın onların hayatında da var olabileceğini, onlar tarafından üretilebileceğini ve onlar için de geçerli bir alan olduğunu.

Bir yandan popüler kültürü eleştirirken, diğer yandan onun rüzgârını arkasına almaktan çekinmiyor. O kültürün dışında kalarak ona uzaktan laf söylemek yerine, içinde hak ettiği yeri koparıp almayı ve mümkünse en tepesine oturmayı hedefliyor.

Baha için mesele yalnızca iyi görünen işler üretmek değil. Geldiği yeri, taşıdığı kültürü ve kendisine biçilen sınırları kullanarak sanat dünyasında kalıcı bir alan açmak.